Ders Çalışma Alışkanlıkları ve Öğrenmeyi Öğrenmek

Ders Çalışma Alışkanlıkları ve Öğrenmeyi Öğrenmek

Yazılarımdaki amacım; günlük yaşamlarınızda hayatınızı kolaylaştıracak, yükünüzü azaltacak, çocuklarınızın geleceği için doğru tutumlar geliştirmenize yardımcı olacak, onlarla ilişkinizi daha doyurucu hale getirecek bilgi ve becerileri zaman zaman tekrar dönüp hatırlayabilmenizi sağlamak.

Öğrenmeyi Öğrenmek Neden Önemli?

Hayat boyu öğrenmek zorundayız. Öğrenmediğimizi düşündüğümüzde bile öğreniyoruz. İhtiyaçlarımızı karşılamak, etkinliğimizi arttırmak, koşullara daha iyi uyum sağlayabilmek, potansiyelimizi tümüyle kullanmak için çeşitli bilgi, beceri ve davranışlar ediniriz. Birkaç örnek vereyim:

  • Bir yakınımız vefat ettiğinde onsuz yaşamayı,
  • Yanımıza yeni bir komşu taşındığında onunla ilişki kurmayı,
  • Çalışırken bizden beklenen beceri ve davranış biçimlerini (müşterilerle olumlu iletişim kurmak gibi),
  • Okulda öğretmenlere çocuğumuzun okulla ilgili yaşadığı bir sıkıntıyı onları suçlamadan anlatabilmeyi,
  • İşsiz kalınca moralimizi bozmadan zamanı verimli kullanmayı,
  • Çocuklarımızı büyütürken hayal bile etmediğimiz zorlukları aşmayı ve daha nicelerini öğreniyoruz.

Dikkat edersek bu becerileri geliştirebiliyor olmak hayatta başarılı, sevilen, üretken bir insan olmak anlamına da geliyor. Eğer bizler öğrenme becerimizin farkına varır ve geliştirmeyi bilirsek, çocuklarımızın da öğrenmesine yardımcı olabiliriz.

‘ 21. yüzyılın cahilleri okuma yazma bilmeyenler değil, öğrenmeyi, öğrendiklerini yeri geldiğinde yenileri ile değiştirebilmeyi ve yeniden öğrenmeyi beceremeyenler olacaktır. ’
Alvin Toffler (Rethinking the Future)

Dolayısıyla çocuklarımızın öğrenmeyi öğrenen, yani bilgiyi arayıp bulan, bunları kullanarak yeni durumlar için gerekli bilgiyi kendi kendine üreten, yaşamında kullanan, toplumda meydana gelen değişimlere ayak uyduran ve aynı zamanda bu değişimlerin kaynağı olan kişiler olmalarını isteriz.

Öğrenmenin Aşamaları

Öğrenmenin ilk koşulu öğrenmeyi istemektir. Öğrenme isteği olmadığında ne kitap ne  öğretmen bir işe yarar. Öğrenme ne sınıfta ne de masa başında gerçekleşir, sadece kişinin beyninde ve tamamen bireysel olarak meydana gelir. Dolayısıyla aslında ‘öğretmen’ kavramının süreci yanlış yansıttığını fark ederiz.  Öğretmenler öğrencileri için öğrenmeyi kolaylaştırma çabası içinde olan rehberlerdir, öğreten olamazlar; çünkü kişi ancak kendisi öğrenebilir. Öğrenmenin sorumluluğu öğrenendedir.  Ancak şunu da belirtmek gerekir ki öğrenmeye yardımcı olan kişinin özellikleri öğrenenin öğrenme becerisini harekete geçirmek konusunda çok etkili oluyor. Görüyoruz ki öğrenciler sevdikleri öğretmenin derslerine daha çok emek veriyorlar ve bu derslerde daha başarılı oluyorlar.

‘Atı suyun kenarına götürebilirsiniz; ancak ona su içiremezsiniz.’
İngiliz atasözü

Öğrenme aşamalarını bir örnek çerçevesinde ele alalım:

  • Bilgilenme öğrenmenin ilk aşamasıdır; gözlem ve algılama ile başlar, bilgi aktarımı bu aşamadır: Yediklerimiz, içtiklerimiz,  yaptıklarımız  ve düşündüklerimiz öğrenme becerimizi etkiliyor. Omega 3 içeren balık, ceviz gibi yiyecekler, doğal besinler, spor, olumlu düşünme nöronlar arası iletişimi arttırıyor. Rafine yiyecekler, şekerli, katkı maddeli ürünler iskeletimize , beynimiz dahil tüm organlarımıza  zarar veriyor, bağışıklık sistemini zayıflatıyor.
  • Anlama aşamasında bilgiyi deneyim ve gözlemlerimizle karşılaştırıyor ve yorumluyoruz:  Çok gazlı içecek içen komşum pankreas kanseri oldu (haftada 2 kez içmek kanser riskini %40 arttırıyor). Teşekkür alan Cem hiç hastalanmıyor, bizimki hep antibiyotik alıyor, ateş, bronşit, öksürük bitmiyor. Cem’i hiç abur cubur yerken görmedim, meyve sebze ve kuruyemişi çok sever. Tatlı tutkunu amcam şeker hastası oldu.  Öleceksin diyorlar hala yiyor.  Baba olarak kendini ve değerlerini zamanın ihtiyaçlarına göre adapte edemedi; aile mutsuz, çocuklar sorunlu.
  • Bilgiyi kullanma aşamasında harekete geçiyoruz, uygulama ve sınama yapıyoruz:  Eve bu tür yiyecekler almamaya karar verdim.  Ailemi çevremi bu konuda bilgilendiriyorum, kendileri için doğru karar vermelerine yardımcı oluyorum.
  • Bilgiyi yansıtma yeni durumlarla ilişki kurma aşamasıdır:  Yediğimiz içtiğimiz sağlığımızı ve öğrenme becerimizi etkiliyorsa psikolojimizide etkiliyordur.  O zaman psikolojik zorluklarımızı aşmak için, aile içindeki huzursuzluklara, öfkeli eşime, kıskanç eltime, kayınvalideme yiyecek seçimlerine dikkat etmeleri konusunda yardımcı olabilirim.  En azından anlatabilirim, bana geldiklerinde sağlıklı yiyecek içecek veririm.

Ders Çalışırken Yapılan Hatalar ve Verimliliği Arttıran Yöntemler

Çocuğunuz ders başında saatler geçiriyor, sonra da başarısız sonuçlar alıyorsa sık rastlanan bu hatalardan bazılarını yapıyor olabilir:

Yatak koltuk gibi yerlerde çalışıyor mu, kalabalık içinde TV açık oluyor mu, çalışma mekanı değişken mi? Oturduğu yer  dağınık mı, afiş gibi uyaranlar var mı? Yorgun aç veya aşırı tok mu? Hayal kurmaya dalıyor olabilir.  Neden öğrendiğini bilmiyor olabilir, kendini motive etmeyi bilmiyordur.  Anlamadan ezberleme eğilimindedir. Zamanını kullanmayı bilmiyor olabilir. Olumsuz düşüncelere kendini kaptırabilir.

Ders çalışma süresinden verim almak için aşağıdaki maddeleri dikkatle okumanızı, konu ile ilgili detayları  çocuğunuzla birlikte araştırarak çalışma düzenine katmayı olası kılmanızı öneriyorum. İnternet hiçbir ücret ödemeden, hiçbir yere gitmeden ulaşabileceğiniz çok değerli kaynaklar sunuyor. Kullanın:

Amaç belirlemek, kodlama yöntemlerini öğrenmek , sınav hazırlığı nasıl yapılır, not tutma teknikleri, zamanı iyi kullanmak, planlı çalışmak, ders çalışma taktikleri, hızlı ve etkin okuma, etkin dinleme, araştırma teknikleri, anlatım becerisi, yazma becerisi, hafıza, dikkat ve konsantrastyon, sorun çözme, zihinsel canlandırma, vb.

Hemen uygulayabileceğiniz birkaç somut öneri:

  • Başarı sorumluluğunun çocuğunuzda olduğunu bilin ve hissettirin.
  • Çocuğunuzu gün içinde hangi dersleri, hangi saatlerde, hangi kaynaklardan ve nerede çalışacağına önceden karar vermesi  ve bu planı ertelemeden uygulaması için yönlendirin. Çalışmaya dinç kafa ile zorlandığı konudan başlamalı, gerekiyorsa parçalara bölerek konuyu öğrenme işini haftaya yayabilir.
  • Hep aynı yerde çalışsın, orada başka aktiviteler fazla yapmasın.
  • Ders çalışırken hayal kurma olursa ve önüne geçilemezse masadan kalkıp hayali bitirip geri gelsin.
  • Keyif veren şeyleri ders sonrasına bıraksın.
  • Çocuğunuza neden tekrar ederse daha az çalışarak daha başarılı olacağını anlatın.  Tekrar gibi yöntemler kullanılmadıkça %100 öğrenilen bilginin %50 si ilk 20 dakikada unutuluyor; 1 saat içinde ise %70’i, 1 gün içinde ise %80’i. Bu nedenle derse hazırlıklı giderek, soru sorarak, not alarak derse katılarak, öğrenmeden sonraki ilk saatlerde ve sonrasında tekrar ederek öğrenme sağlanabilir.
  • 35-40 dakika çalışıp 10 dakika ara verilerek zihnini dinlendirsin.
  • Sayısal ve sözeli çeşitlendirerek çalışmak yorgunluk ve sıkılmanın önüne geçer, verimi arttırır.
  • Niçin öğrendiiği konusunu birlikte sorgulayın, bugünkü çalışmasının geleceği ile ilgili bağlantısını kurarak, kendini tanıma ve amacını belirleme yolunda bir adım atmasına destek olun.

Ayrıca çocuğunuza öğrenmeye çalıştığı konuyu şekil, grafik veya resim gibi görsel sembollerle nasıl birleştirebileceğini gösterebilirsiniz.  Renkli kalemler yaratıcı ve mantıksal fonksiyonların birbirini desteklemesini sağlar. Konuyu anlamlı gruplara ayırabilir, bu gruplar arasındaki ilişkileri görsel olarak ortaya koyabilirsiniz.

Konuyla ilgili örnek bulmak, nesne ve olayların farklı boyutları arasında çarpıcı ve akılda kalacak ilişkiler kurmak işe yarar.  Sülfirik Asitin “Hasan İki Salak Osman Dört” şeklinde ezberlendiği gibi. Diğer bir örnekte 1453 Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethini hatırlamak için arkadaşım Fatih ile tanıştığımda 14 yaşındaydım, 53 tane protakal ağaçları var gibi bana özel bir kodlama yapabilirim.

Kişisel Öğrenme Biçimimiz

Öğrenmede ilk aşama algılama. Bir bilgiyi öğrenirken, beş duyumuz öğrenme etkinliğine ne kadar aktif olarak katılırsa, öğrenme o oranda kalıcı ve etkili oluyor. Hepimiz görsel, işitsel ve kinestetik duyularımızı kullanarak algılıyoruz ve kendimizi ifade ediyoruz.  Bu duyular çeşitli derecelerde ön plana çıkabiliyor. Örneğin görsel duyusu baskın kişiler hızlı düşünürler, çabuk ve yüksek tonda konuşurlar. Genelleme yaparlar. Aynı anda birkaç iş yapabilirler. Görerek öğrenir ve karar verirler. Konuşmalarında görüntüler ve renklere önem verirler. Çizim, resim, görsel sanatlar, matematik ve fiziğe ilgi duyarlar. Öğretmenin görsel malzemeler kullanması bu öğrencilerin işini kolaylaştırır.

İşitsel duyusu baskın kişiler mantıksal akışa önem verirler, konuları sırasıyla geçerler, bir işi bitirmeden öbürüne başlamazlar.  Sözlere önem verirler ve kendi iç seslerini dinlerler.

Seslerle anımsarlar, konuşmaları ritimli ve melodik olur.  Dil, yazma, tiyatro, müzik, eğitim ve konuşma ilgi alanları arasındadır. Dururken sallanabilirler. Bu kişilerden biriyseniz öğrenmenizi kolaylaştıracak bazı teknikler vardır:  Öğretmen konuşurken iyi dinleyin, yeni bilgileri öğrenirken kendi kendinize yüksek sesle konuşun, bu mümkün değilse ses çıkarmadan dudaklarınızı oynatın, öğrendiklerinizle ilgili hikayeler uydurun ve bunları aile üyelerine, kimse yoksa hayvanınız varsa ona anlatın, konuyla ilgili şarkılar, kafiyeli dizeler yazıp söyleyin.

Dokunma duyusu (kinestetik) baskın kişiler düşünürken zamana ihtiyaç duyarlar. Ağır konuşurlar. Yapılacak eylemleri bilmek isterler.  Yaparak öğrenirler. Alacakları ürüne dokunmak, kullanmak isterler. Hislerle anımsarlar, ağır, alçak tonda konuşurlar, duygu kelimeleri seçerler. Spor, el sanatları, dans ilgi alanları arasındadır.  Duruşları rahat ve gevşektir.

Söylediğini unuturum, gösterdiğini hatırlarım, yaptığımı öğrenirim.’

Bu Çin ata sözünde öğrencinin en güçlü duyusu kinestetik, ikincisi görsel, üçüncü ve en zayıf olanı işitsel duyu. Baskın duyumuz ne olursa olsun genel olarak kişinin katılımı arttıkça ilgi, bağlantı kurma ve hafızaya alma da artıyor.

Yanlışlarımız Doğrularımızı Götürmesin!

Okul başarısını belirleyen birçok faktör var. Bunların bir kısmı okul ve öğretmen özellikleri ile ilgili. Çok büyük bir kısmı da ev ve aile ortamı, aile tutumları ile ilgili. Çocuklarımız belli bir genetik potansiyel yapı ile dünyaya geliyorlar. Ancak bunun hayattaki oluşumları üzerinde ebeveynler olarak çok büyük etkimiz var. Çocuğumuz ders çalışmıyor diye ona kızmayalım; enerjimizi onun öğrenmekten keyif alacağı fiziksel ve duygusal koşulları anlamak ve hayata geçirmek için kullanalım.

Kendine güvenen, sorumluluğunu bilen çocuklar için onlara nasıl yaklaşmamız gerektiğini öğrenelim.

Sorumluluk veriyor muyuz? Nutuk çekerek, başıboş bırakarak sorumluluk öğretemeyiz. Bir ana baba olarak, biraz gerisinde durup bir şeylerin olmasına izin verme yürekliliğini göstermeliyiz. Sorumluluk aldıkça, olumsuz sonuçlarına katlandıkça ve olumlu sonuçları ödüllendirdikçe çocuğumuz sorumluluklarını öğrenir. Sorumsuzluğunun sonuçlarına katlanmasına, yanında götürmediği ödevlerden sıfır almasına izin verebilmeliyiz. Ev işlerine yardım etme, zaman ve etkinliklerini planlama, ne giyineceği, ne yiyeceği gibi onu ilgilendiren konularda yaşına uygunluğunu dikkate alarak seçimler yapmasını destekleyelim.

Sözel veya fiziksel şiddet kullanıyor muyuz? Çocuğunuza karşı azarlama, bağırma, hakaret etme, beddua etme, vurma gibi davranışlarda bulunuyorsanız, bunun çocuk istismarı olarak kabul edildiğini bilmelisiniz. Şiddet uygulanarak davranışları sınırlanan bir çocuk giderek duyarsızlaşmaya başlar. Üzerinde aynı otoriteyi sağlamak için giderek daha fazla şiddete ihtiyaç duyar. Uzun vadede çocuğunuzun üzerindeki etkilerini bilseniz kendinizi çok daha iyi kontrol edebileceğinizden eminim: Bunlar gelişimsel bozukluklar, uyku bozuklukları, yeme bozuklukları, alkol veya ilaç bağımlılığı, depresyon, anksiyete, panik bozukluğu, suç işleme ve şiddet davranışında artış, kendine zarar verme, intihara eğilim, kendi çocuklarına da aynı yöntemleri kullanma eğilimi olarak sayılabilir.

İyi bir model olabiliyor muyuz?  Çocuğumuzun davranış ve seçimlerine eleştirel yaklaşırken kendi davranışlarımızın farkında olmalıyız. Ondan yapmasını istemediğimiz birşeyi, diyelim küfretmeyi biz yapıyorsak ve bunu normal karşılıyorsak bu çifte standart olur.  ‘Hadi gel bu kötü alışkanlıktan birlikte vazgeçelim’ diyerek yaklaşırsanız çok daha olumlu sonuçlar alırsınız. Öğrenmeye, yeni koşullara adapte olmaya, çevremizle iyi ilişkiler içinde olmaya açık olalım ki çocuklarımız da olabilsinler. 

‘Testide ne varsa dışarı o sızar’
Mevlana

Öğrenme Bozuklukları

Çocuğunuz aşağıda detaylı olarak sözünü ettiğim sorunları yaşıyorsa mutlaka bir uzmana danışmalı ve öğretmenini uzman önerileri hakkında bilgilendirmelisiniz. Veli, uzman ve öğretmen bir ekip olarak iletişim içinde, çocuğunuzun özel ihtiyaçlarına uygun öğrenme ortamları yaratma çabası içinde olmalılar. Uzman desteği ile ilgili önemli bir not daha düşmek isterim. Çocuğunuzun uzmanı sizsiniz. Hiçbir uzmana koşulsuz güvenmeyin. Farklı kaynaklardan bilgiler edinin ve bunlara eleştirel yaklaşarak çocuğunuzu değerlendirin.

Disleksi,  dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ile matematik yeteneklerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlüklerle kendini gösteren bir öğrenme bozukluğudur. Bir hastalık değil, ama okumayla ilgili zihinsel süreçlere ilişkin bir farklılıktır. Zekaları ortalamanın üzerinde olabilir. Bu özelliği taşıyan çocukların hiçbirinin birbiriyle tam bir benzerlik içinde olmaması tanınmasını zorlaştırabiliyor. En belirgin özelliği  bu çocukların aynı yaş ve zekâ düzeyindeki diğer çocuklara göre zihinsel gelişimlerindeki farklılıklar nedeniyle okuma düzeylerinin daha düşük olmasıdır. Zaten disleksi, genellikle çocukluk döneminde, okumaya başlama aşamasında fark ediliyor. Çocuğunuz aşağıdaki sorunları yaşıyorsa vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmalısınız:

  • Yazılı kelimeleri öğrenme ve hatırlamada, yazı yazmada zorluk.
  • Konuşmanın akranlarına göre gecikmiş ya da yetersiz olması; anlamada ve uygun kelimeyi seçmede zorluk.
  • Okurken kelime atlamak.
  • b ve d, p ve q harflerini, 6 ve 9 gibi sayıları ters algılama;
  • Kelimelerdeki harfleri  ya da sayıları karışık algılama, ne’yi en; 3’ü E; 12’yi 21 olarak algılamak gibi.
  • Hecelerin seslerini karıştırmak ya da sessiz harflerin yerini değiştirmek, sıklıkla yazım hatası yapmak.
  • Yön (yukarı, aşağı gibi) ve zaman (önce, sonra, dün, yarın gibi) kavramları konusunda sorunlar.
  • Elleri kullanmada hantallık ve beceriksizlik.

Bu sorunları yaşayan çocuklar için sınıf ortamında öğretmenin yapabileceği şeyler vardır. Örneğin çocuğa yüksek sesle okutmamak, sözel sınav yapmak gibi. Bu çocuklar bilinçsiz yaklaşımlar nedeniyle kendileri ile ilgili olumsuz bir imaj geliştirirler ve okul yaşamları bir kabus gibi geçer. Kendilerini değersiz, beceriksiz, aptal olarak görürler. Duyulmaya ve anlaşılmaya çok gereksinimleri vardır. Gerçekte zeki olduklarını, ama öğrenmek için diğerlerine göre daha çok zaman harcamaları gerektiğini ve yavaş da olsa bir gün mutlaka yapacaklarını bilmeleri onlara yardımcı olur.

Hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı: Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukların %70 gibi bir çoğunluğunda hiperaktivite de vardır.   Genellikle, kıpır kıpırdırlar ve vücutlarının bir parçası sürekli hareket halindedir. Bir yerde oturamazlar. Eşyalarını unuturlar ve kaybederler. Düşünmeden hareket ederler, organize olamazlar. Başladıkları işi bitirmeden bir diğerine başlarlar. Müdaheleci ve rahatsız edici olabilirler. Sıra bekleyemezler. Cevapları soruları beklemeden ağızlarından kaçırırlar. Düşünmeden tehlikeye atılırlar. Normal faaliyetleri “sıkıcı” bulurlar. Dikkat eksikliği olan çocukların %30’unda hiperaktivite yoktur; bu çocuklar ise genellikle sessiz, uyuşuk ve aşırı duygusaldırlar; ders başarısızlığı dışında sorun çıkarmadıkları için kolaylıkla gözden kaçabilirler. Onların ana sorunu dikkatlerini toplayamamak ve konsantre olamamaktır.

Çocuğunuz  yaşıtı olan çocuklardan farklı olarak aşağıdaki özellikleri gösteriyorsa mutlaka bir uzmana başvurmalısınız:

  • Yaşına uygun sorulan sorulara ve verilen komutlara yeterince dikkat etmiyor ve dikkati çabuk dağılıyorsa,
  • Ayrıntıları kaçırıyorsa,
  • Derslerde konuyu, ders etkinliğini dinleme ve katılma yerine daha çok farklı şeylerle ilgileniyorsa,
  • Tahtadaki uzun bir yazı ya da problemi deftere geçirmekte zorlanıyorsa,
  • Öğrendiklerini çabuk unutuyorsa,
  • Yerinde duramama, kıpı kıpır, ele avuca sığmama hali varsa,
  • Geç saatlere kadar uykusu gelmiyorsa
  • Bulunduğu ortamlardaki eşyaları dağıtıp, başkalarına ait eşyaları ellerinden almaya çalışıyorsa

Her iki davranış biçiminin bir arada bulunduğu duruma Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu diyoruz.  Bu çocukların okul ortamına uyumlarını sağlamak, sosyalleşme ve öğrenmelerini kolaylaştırmak için bazı şeyler yapabiliriz:

  • Özel  eğitim programları, etkinlik ve aktiviteler organize etmek,
  • Hem ebeveyn olarak sizlere hem de çocuğunuza davranış eğitimi vermek,
  • Gerekirse ilaçlı tedavi ile desteklemek.

Bu önlemler alınmadığında çocuğunuzun dikkat dağınıklığı sonucu, öğrenme güçlükleri, buna bağlı olarak derslerde başarısızlık; davranış problemleri nedeni ile disiplin sorunları yaşayacağını önceden tahmin edebiliriz. Bu çocuklarımıza çevrece yapılan ‘tembel, başarısız ya da yaramaz, haylaz, dikkatsiz vb.’ nitelemeler, çocuğunuzun özel durumuna doğru yaklaşılmamasının ve gerekli eğitimin verilmemesinin sonucudur. Etrafınızı bu konuda eğitmek ve gerekli yardımları almak size düşüyor.

Sınav kaygısı sınav öncesinde öğrenilen bilginin, sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan, yoğun kaygıdır. Normal düzeydeki bir kaygı kişiye, istek duyma, karar alma, alınan kararlar doğrultusunda enerji üretme ve bu enerjiyi kullanarak performansını yükseltme açısından yardımcı olur. Ancak yaşanan kaygı çok yoğun ise, kişinin enerjisini verimli bir biçimde kullanmasını, dikkatini ve gücünü yapacağı işe yönlendirmesini engeller. Kişi potansiyelini tümüyle kullanamaz ve istenen performans düzeyine erişemez.

Sınav kaygısı yaşayan öğrenciler, çalışmalarını planlamakta, doğru düşünmekte, konsantre olmakta ve çalıştıkları konuları hatırlamakta güçlükler yaşarlar.  Kaygı düzeyinin başarıyı ciddi biçimde olumsuz yönde etkilediği durumlarda bir uzmanın yardımına başvurmalısınız.

Beyin Gelişimi İçin Yapılabilecekler

Çocuklarımızın mutlu olmaları beyin gelişimlerine yardımcı olur. Mutlu olma hali her istediğini yapmak değildir. Yetişkinlerin sınır koymadığı çocuklar içsel bir karışıklık yaşarlar.

Çocuklarımızı mutlaka bir spor dalına yönlendirelim.  Fiziksel aktivite vücudun bağışıklık sistemini güçlendirir, iskelet ve beyin gelişimine katkıda bulunur. Buna ek olarak kurallara uymayı, ekip çalışmasını ve daha birçok beceriyi spor yoluyla öğrenirler. Tabi ki spor yapan öğrenciler daha güvenli, amaçları olan, verimli çalışmayı daha iyi başaran öğrenciler oluyorlar. Okulumuzun vekil müdürünün de bir beden eğitimi öğretmeni olması bunu doğrular niteliktedir.

Abur-cubur besinlerin (cips, çikolata, şekerler, gazlı içecekler, hazır meyve suları) zararlarını çocuklarımıza anlatalım ve minimumda tüketmeleri hatta hiç kullanmamaları için elimizden geleni yapalım. Bu yiyecek ve içecekler vücuttaki vitamin ve mineralleri yok ederler, bağışıklık sistemini zayıflatırlar. Bu yiyecekleri tüketen çocuklar diğerlerine göre daha sık hasta olurlar ve daha zor iyileşirler. Okula giderken veya çalışırken sabah kahvaltısı etmemiş olmak odaklanmayı düşüren önemli bir etkendir. Ayrıca çocukların beyinsel işlevlerinin en üst düzeyde kalması için okul saatleri boyunca dört-beş saatte bir yemek yemeleri gerekir. Dikkat ve isteklendirme (motivasyon) üzerinde olumlu etkisi olan yiyecekler ceviz, fındık, fıstık ve demir yönünden güçlü olan brokoli ve baklagiller gibi koyu yeşil yapraklı sebzelerdir. Unutkanlık, yorgunluk ve gerginliğe neden olan folik asit eksikliğine meydan vermemek için çiğ sebze ve meyveler, özellikle de portakal suyu ve ıspanak tüketmeleri desteklenmelidir.

Yaşamınıza tam tahılı sokmaya çalışın, beyaz un vitamin değerini yitirmiş undur. Çilek, yoğurt, omega 3 içeren somon hafıza için iyidir.  Üzüm suyu problem çözme yeteneğini geliştirir. Fasulye zekâ açıcıdır.  Kırmızı ve turuncu renkli sebzeler, özellikle, havuç beyin sağlığını korur. Lahana stressiz öğrenmeye yardımcı olur. Zencefil ve kimyon yaratıcılığı tetikler (fincana 2 tatlı kaşığı kimyon). Sinir hücreleri arasındaki iletişimi güçlendirerek bilgiyi yansıtmamızı kolaylaştıran  çinkoyu içeren yiyecekler deniz ürünleri, balkabağı, kabak çekirdeği, taneli tahıllardır.

Toplum Liderleri Olarak Sizler

Arkadaşlarınız, aile üyeleriniz, eşiniz bu bilgileri sizden öğrenecekler. Bilgi insana güç verir. Bu gücü, hükmetmek veya haklı çıkmak için değil paylaşmak için kullanmanızı öneririm. Etrafınızdaki kişileri sizden daha az bildikleri için küçük görmeye başlarsanız, onlara kendilerini kötü hissettirirseniz hem siz popülerliğinizi kaybedersiniz hem de bu durum bildiklerinizi iyi kullanamadığınızı, gerçek öğrenmenin olmadığını gösterir.

İnsan canlısının öğrenebilmesi için iyi hissetmesi gerektiğini hep aklınızda tutarak kelimelerinizi seçin ve cümlelerinizi kurun.

Son olarak herkesle konuşmamanızı, bu konuları gündeme getirdiğiniz kişilerin bilinç düzeyi açık, öğrenmekle ve kendini geliştirmekle ilgili kişiler olmalarına dikkat edin. Yoksa moraliniz bozulur kendi gelişiminiz zarar görebilir. Ancak sadece aile üyelerinizle bu bilgileri açık olmalarına bakmaksızın zamanı geldiğinde yapıcı bir şekilde paylaşmalısınız. Bu paylaşımlarınız size ve ailenize uzun vadede birçok yarar sağlayacak. Aşağıdaki sözler bize yol göstersin ve alçak gönüllü olalım:

‘Hayatta rastladığım herkes bir bakımdan bana üstündür. Bu yüzden kendisinden bir şeyler öğrenebilirim.’
Emerson

‘Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayabildiği kadardır.’
Mevlana

Aşağıdaki yorum bölümüne düşüncelerinizi, deneyimlerinizi, soru ve geri bildirimlerinizi yazın. Hepsini mutlaka okuyorum ve geri dönüyorum.

KAYNAKÇA:

Neden öğrenmeyi öğrenme? http://www.ogrenmeyiogren.net/Data.asp?ID=49

Okulda çocuklarınızın başarısını etkileyecek besinler
http://www.anneyiz.biz/haber/okulda-cocuklarinizin-basarisini-etkileyecek-besinler_abs3942.html

Serkan Tutar, Okul çağındaki çocuklarda beslenme. http://www.anneyiz.biz/haber/okul-cagindaki-cocuklarda-beslenme_abs10356.html

Doç. Dr. Lale Vanlı , 2001 Nobel Tıp Kitabevleri.  Hiperaktif çocuklar, tanı ve tedavi.  Ana-baba ve uzmanlar için el kitabı.

Dr. Thomas Gordon, 1993, Etkili öğretmenlik eğitimi.  Ya-Pa yayınlar

Leyla Navaro, 1987, Beni duyuyor musun? Ya-Pa yayınları.

Dr. Ramazan Yıldırım,  1998, Öğrenmeyi öğrenmek.  Sistem yayıncılık.

Bir önceki yazım olan Ygs Giriş Yerleri Açıklandı ! başlıklı yazımıda beğeneceğini umuyorum. Bir bakmak ister misin?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir